« Önceki |

9/8/2009

UZAKDUR BİZDEN AĞUSTOS

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde diye anlattığı masallarla büyüttü beni. Şimdi beyin zarları arasındaki kanama ile mücadele ediyor. Soğuk bir hastanenin, soğuk bir yoğun bakımında. Ağustos ayı babamı almıştı benden, şimdi annemi almak için uğraşıyor. Ben daha babasızlığa alışamamışken hem de. Uzak dur bizden Ağustos, üzme beni lütfen.

8/8/2009

HAYAATT... BENİ NEDEN YORUYORSUN?

Hayat denen zalim makinenin keskin dişlileri arasında, kendim olmaktan taviz vermeden ve yara almadan ilerlemek için çok uğraşıyorum. Nereye kadar bilemiyorum...

5/4/2009

MUTLULUĞUN RESMİ



Güneşin, denizin üzerinde ışıl ışıl parladığı, harika bir bahar günü. Ilık rüzgâr denizden yosun kokusu taşıyor burnuma. Kendi kendime; işte İstanbul’un en güzel yürüyüş parkuru diye mırıldanıyorum. Burası; Dalyan-Caddebostan arasında yer alıyor. Şehrin içinde ama şehrin dışında gibi; 2,5 km gidiş, 2,5 km dönüş. Yürüyüş parkuru binalar ile ana caddeden izole edilmiş sanki. Otomobil sesi ve egzoz kirliliğine maruz kalmıyorsunuz. Tartan pist, yeşil alan, jimnastik aletleri, bisiklet yolu, asfalt yürüyüş yolu, plaj ve deniz yan yana sıralanmış. Denize sıfır, Adalar manzaralı bir aktivite merkezi düşünün. Her şey tamamen doğal ve size kalmış. Tüm programı kendiniz yapıyorsunuz. En çok da bunu seviyorum.  Ve tüm aktivitelerde bol bol oksijen soluyorsunuz.


Çimenler, çiçekler, hoplayıp zıplayan kediler, köpekler, bisiklete binenler, koşanlar, yürüyenler, paten yapanlar, fotoğraf çekenler, kuşlar, martılar, iki ayak üstünde zıplaya zıplaya yürüyen kargalar, kelebekler, böcekler, çocuklar, gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler… Her şey, herkes  hareket halinde. Organizesi için özel bir çaba sarf edilmemiş ama aynı ortak amaç için bağımsız olarak bir araya gelmiş, organize bir topluluk. Nasıl keyif verici anlatamam.


Eskiler karpuz kabuğu denize düşmeden denize girilmez derlerdi ama plaja bakınca 14-15 yaşlarında birkaç çocuğun yüzdüğünü görüyorum. İstanbul için yüzme vakti, diyorum kendi kendime. Daha küçük çocuklar ise ebeveynleri kontrolünde ayaklarını sokuyorlar denize ve plajın kumlarında koşturuyorlar yalın ayak. Yüzüme yayılmasına engel olamadığım gülümsemem ile birlikte bir yandan müzik dinliyorum, bir yandan etrafı izleyerek yürümeye devam ediyorum.


İstanbul’a bahar çok yakışıyor. Tıpkı güzel alımlı bir genç kadın gibi oluyor baharda İstanbul. Rengârenk çiçekler; papatyalar, laleler, yemyeşil çimenler güzel biçilmiş bir elbise gibi duruyor üzerinde, cıvıl cıvıl insanlar gülen gözleri olmuş İstanbul’un, masmavi denizi umut, beyaz martıları mutluluk, siyah kargaları saçları olmuş sanki.


Aklıma; Nazım Hikmet’in, Abidin Dino’ya sorduğu “Mutluluğun resmini çizebilir misin Abidin?” sorusu geliyor.  İstanbul’un bahar hali, mutluluğun resimlerinden biri gibi geliyor bana.


Dilimde; Zeynettin Maraş’ın o güzel şarkısı ile devam ediyorum, bu mutluluğu sindirmeye

Uçan kuşlar, martılar
Yeşil tatlı bir bahar
Gülen şen sevdalılar vardı
Arzular orada, zevk oradaydı
Bir deniz ki aşk dolu, dalgalar vardı…


05/04/2009 Pazar (Bir başka blog yazarının uyarısı ile locadan inip, hayatın akışına kendini bıraktığım gün, teşekkürler Oyumben)
Miss Critic