« Önceki |

10/3/2009

ÜMİT TAŞI

Küçük çocuk, deniz kenarında gördüğü yassı bir taşın güzelliğine hayran olmuştu. Mutlaka bir mücevherdi bulduğu. Şekli de bir insan kalbi gibiydi. Üstelik de parıl parıl parlamaktaydı. Çocuk, taşı avuçlayıp evine koştu. Ve onu büyük bir heyecanla babasına uzattı. Adam, yavrusunun soğuktan morarmış avucundaki taşın, birbirine sürtüldüğünde kıvılcım çıkartan bir çakmak taşı
olduğunu hemen anladı. Fakat bunu ona söyleyemedi. Küçük çocuk, rüyalarını süsleyen bisiklete kavuşmak için elindeki taşı satmak istiyor ve o paranın bir bölümüyle, bir de top alacağına inanıyordu. Fakat babası buna yanaşmıyordu. Çocuk, işin kendisine düştüğünü anladığında, tatil de simit sattığı çarşıya gitti. Kuyumcu vitrinleri, göz kamaştıran ışıkların aydınlattığı altın kolyelerle doluydu. Bir de, elindeki taşın çok daha küçük olanlarıyla süslenen pahalı yüzüklerle. Çocuk, en gösterişli mağazayı gözüne kestirdikten sonra, bir süre vitrin önünde bekledi. İçeride, dükkan
sahibi olduğu anlaşılan bir adam vardı. Müşteri olarak da, kürk mantolu bir hanım. Küçük çocuk, biraz sonra içeri girdi. Ve cebinden çıkardığı taşı dükkan sahibine uzatarak: 
-Bu pırlantayı deniz kenarında buldum efendim!. dedi.
-Eğer isterseniz size satarım.
Adam, taşa uzaktan bir göz atıp:
- O sadece basit bir çakmak taşı, dedi. Bütün sahil o taşlarla doludur.
- Hayır!. diye atıldı küçük çocuk. İsterseniz ıslatın. Ne kadar parladığını
göreceksiniz.
Dükkan sahibi, zengin müşterisini kaçırmaktan korkuyor ve çocuğu kolundan tutup atmayı planlıyordu. Kadın, onun niyetini sezmişti. Çocuğun taşına yakından bakıp:
- Tam istediğim şey!. diye gülümsedi. Onu bana satar mısın?
Küçük çocuk, taşının gerçek değerini anlayan biriyle karşılaşmış olmaktan son derece mutluydu. Kadının cebine doldurduğu paralar ise, aklını başından almıştı. Defalarca teşekkür ettikten sonra, koşarak uzaklaştı. Kadın, elindeki taşı kuyumcuya vererek ona bir zincir takmasını istedi. Beli ki mücevher gibi taşıyacaktı. Dükkan sahibi, yapmış olduğu ikazı anlamadığı için, kadının aldandığını düşünüyordu. Bu yüzden de:
 - Söylemiştim ama tekrar edeyim!. dedi. Satın aldığınız şey basit bir taştır.
Kadın, önce pırlanta kolyesine, daha sonra da yüzüğüne bakarak:
- Zannetmiyorum!.. dedi. O taş bence bunlardan çok değerli. Çünkü bu taş küçük bir çocuğun ümidini taşıyor.

9/3/2009

KADINLARIN UNUTTUĞU

Tanrı kadını yaratmaya başladığında zaten altı saatten fazla mesai yapmaktaydı.  Bir melek geldi ve sordu: “Bunun için neden bu kadar zaman harcıyorsun ki ?”

Tanrı cevap verdi: “Data verilerine baktın mı sen? Bir kere tamamen yıkanabilir olmalı ama hiçbir parça plastik değil, değiştirilebilir 200'den fazla oynar parçası olacak ve vücudu gerektiğinde diyet kola ve krakerle  beslendiği halde bile çalışabilecek. Kucağında dört çocuğun aynı anda oturabilecekleri kadar yer olacak. Bir öpüşü her şeyi iyi etmeye kadir olmalı - yaralı bir dizkapağından kırık bir kalbe kadar - ve bütün bunları da yalnızca iki elini kullanarak yapacak.”

Melek bu kadar ayrıntıya şaşırıp kaldı: “Yalnızca iki el mi!? Bu bir günde üstesinden gelebileceğin bir iş değil. Bekle, yarın bitirirsin. “Hayır, beklemeyeceğim” diye itiraz etti Tanrı. “Bu kreasyonumu çok sevdim ve bitirmeme de çok az kaldı. Hatta şimdiden kendi kendisini iyileştirebiliyor ve günde 18 saat çalışabiliyor.”

Melek biraz yaklaştı ve kadına dokundu, “Ama onu ne kadar yumuşak yapmışsın Tanrım!”  “O yumuşaktır” diye onayladı Tanrı, “Ama onu aynı zamanda yeteri kadar sert de yaptım. Nelere katlanabileceğini, nelerle baş etmesi gerektiğini aklına hayaline bile getiremezsin.”

“Düşünme kabiliyeti olacak mı?”diye sordu melek. Tanrı cevap verdi: “Yalnız düşünmeyecek, müzakere edebilecek, karar verebilecek... Hatta bir erkekten çok daha iyi başaracak bunu.”

Meleğin bir şey dikkatini çekti, elini uzattı ve kadının yanağına dokundu. “Oooo, sanırım bu modelde su kaçıran bir bölge unutmuşsun. Dedim sana bu kadar işin bir günde üstesinden gelinmez diye.”   “Bu su kaçıran bir yer değil” diye düzeltti Tanrı, “Bu bir gözyaşı!” “Gözyaşı mı, o da ne işe yarıyor?” diye sordu melek. Tanrı cevap verdi: “Gözyaşı kadının acısını, dertlerini, hayal kırıklıklarını, sevgisini, yalnızlığını, endişelerini ve gururunu ifade edebilmesi içindir.”  Melek çok duygulanmıştı: “Tanrım sen bir dahisin. Her şeyi düşünmüşsün. Kadın hakikaten hayret edilecek bir varlık olmuş.” 

“Evet, kadınlar öyledir. Kadınların kuvveti ve kabiliyetleri erkekleri hayrete düşürmektedir. Onlar her türlü çaresizliğe ve baskıya dayanıklıdırlar, fakat sevinci, sevgiyi ve saadeti de içlerinde barındırırlar. Avaz avaz bağırmak istedikleri vakit gülümserler. Ağlamak istediklerinde şarkı söylerler. Mutlu olduklarında ağlarlar ve kızgınlıklarında gülümserler. İnandıkları şey uğruna savaşırlar. Haksızlıklara baş kaldırırlar. “Hayır” ı kabul etmezler, eğer bunun yerine kendilerine daha iyi bir cevap verilebiliyorsa tabii.

Koşulsuz severler. Çocukları inanılmaz başarılara ulaşınca ağlarlar ve dostları mükafatlandırılınca taşkınlık yapacak kadar neşelenirler. Hiçbir çıkış yolu olmadığını bildikleri hallerde bile yine de kuvvetlidirler ve cesaretlerinden bir şey kaybetmezler. Ve bir öpücüğün ve bir sarılışın kırık bir kalbi hemen iyileştirebileceğini bilirler. Her boyda, renkte ve şekilde kadın vardır. Seni ne kadar düşündüklerini, sevdiklerini sana gösterebilmek için sana doğru koşarlar, uçarlar.

Kadının kalbi dünyayı güzel ve yaşanabilir bir yer haline getirir. Onlar sevinç, neşe, sevgi ve ümidi beraberlerinde her yere taşırlar. Fakat bütün bunlara rağmen, kadınların tek bir  kusuru varsa , o da ne kadar kıymetli olduklarını unutmuş olmalarıdır...”

6/3/2009

FELSEFE ÖĞRENMEK

ASLAN DOĞURMAK

Hayvanlar bir gün kim daha çok çocuk doğurabilir diye çekişmeye başlarlar. Hep birlikte dişi aslana gidip danışırlar.

'Sen kaç çocuk doğurabiliyorsun? ' diye sorarlar aslana.

'Bir.' diye yanıtlar dişli aslan. 'Fakat ben aslan doğururum.'

SONUÇ: NITELIK, NICELIKTEN ÖNEMLIDIR.



YENGEÇ ILE ANNESI

'Neden böyle yan yan yürüyorsun yavrum' diye sorar anne yengeç çocuğuna.

'Düzgün yürüsene! ' der.

- 'Pekala anne' der çocuk.

- 'Sen önümden düzgün yürü, ben seni takip ederim. '

SONUÇ: HAREKETLER SÖZLERDEN ÖNDE GELIR?

 

ASLAN, KOYUN, KURT VE TILKI

Aslanın biri, bir koyunu yanına çağırır ve nefesinin kokup kokmadığını sorar.

Evet! ? diye yanıtlar koyun. Aslan bu yanıta kızar ve koyunu oracıkta parçalar.

Daha sonra kurda seslenip yanına çağırır,ona da aynı soruyu sorar. Hayır! ? diye yanıtlar kurt korkudan. Ancak o da yağcılık yaptığı için aslanın öfkesinden kurtulamaz.

Sıra tilkiye gelmiştir. Aynı soruyu tilkiye de sorar.

Tilkinin yanıtı şöyle olur;

- Üzgünüm, üşütmüşüm biraz, o yüzden burnum koku almıyor! ?

SONUÇ: AKILLI KIŞI TEHLIKELI DURUMLARDA KONUŞMAZ! ! !

 

KAZLAR VE TURNALAR

Kazlar ve turnalar bir gün aynı tarlada yiyecek ararlarken birden yanlarına yaklaşmaya çalışan avcıyı fark ederler. Turnalar daha çevik ve hafif oldukları için hemen uçarlar.

Oysa kazlar ağır hareket ettikleri için avcıdan kurtulamazlar.

SONUÇ: YAKALANANLAR HER ZAMAN SUÇLU OLANLAR DEĞILDIR.

 

HASTA GEYIK

Yaşlı bir geyik hasta düşer ve daha rahat otlayabilmek için güzel otlarla dolu bir çalılıkta yaşamaya başlar.

Her hayvanla iyi geçindiği için pek çok hayvan sık sık geyiğin ziyaretine gelir.

Zamanla her gelen hayvan bu güzel otlardan tatmaya başlayınca kısa süre sonra tüm otlar biter.

Geyik hastalıktan kurtulur ama yiyecek hiçbir şeyi kalmadığı için bir süre sonra açlıktan ölür.

SONUÇ: İYİLİK YAPAN HER ZAMAN İYİLİK BULMAZ.

 

FARELERIN TOPLANTISI

Bir gün fareler bir araya gelirler ve başlarına musallat olan bir kediden kurtulma planları yaparlar.

Pek çok fikir öne sürülür. Hiçbiri kabul görmez.

En sonunda genç bir fare kedinin boynuna bir çan asmayı önerir.Böylece kedi kendilerine yaklaşırken farkına varacak ve kaçabileceklerdir. Bu öneri fareler tarafından alkışlarla onaylanır.

Bu arada bir köşede sessizce onları dinlemekte olan yaşlı bir fare ayağa kalkar ve bu önerinin çok zekice olduğunu, başarılı olacağından hiç kuşkusu olmadığını belirtir.

Fakat, der, kafamı bir soru kurcalıyor. Aramızdan kim kedinin boynuna çan asacak? ? ?

SONUÇ : IYI BIR PLAN YAPMAK AYRI, O PLANI GERÇEKLEŞTIRMEK AYRIDIR. 

 

* İnsanlar FELSEFEYİ;

* Çocukken MASAL'lardan,

* Büyüyünce KiTAP'lardan,

* ihtiyarlayınca da arkalarında kalan YAŞAM'larından Öğrenirler...