« Önceki | Sonraki »

30/7/2008

EUROPA KİMDİR? (MİTOLOJİ)



Europa Suriyeli çok güzel bir kızdı. Öyleki parlak teni göz alıcı bakışı ile dillere destan olmuştu. Eğlenceyi ve gezmeyi çok severdi. Sabahtan akşama kadar tüm vaktini kırlarda deniz kıyısında arkadaşları ile birlikte gezerek geçirirdi. Gene böyle bir gün, deniz kenarındaki bahçelerden birinde arkadaşları ile çiçek toplarken Zeus Europa'yı gördü. Onun güzelliği baş tanrının aklını başından almıştı.

Karısı Hera'nın haberi olmadan güzel Suriyeliye yaklaşabilmek için altın rengi bir boğa şekline girdi ve kızların çiçek topladıkları bahçenin etrafında gezinmeye başladı. Kızlar boğadan korkmak bir yana onu çok sevimli bulmuşlardı, ona yaklaşarak sevmeye başladılar. Güzel Europa ona yaklaştığı anda boğa yere yatarak kızın ayaklarına kapandı. Europa boğanın sırtını okşayarak yavaşça üzerine oturdu.Tam arkadaşlarıda ona katılacakken boğa birden ayaklandı ve ve sırtında Europa ile denize doğru koşmaya başladı. Deniz kenarına vardığında azgın dalgaların hepsi sakinleşmiş durulmuştu. Boğa dalgaları yararak, denizde kumlu bir ovada koşuyormuş gibi hızla oradan uzaklaştı.

Bir süre sonra kıyıya vardıklarında Zeus genç kızı bir çınarın gölgesine bıraktı ve boğa şeklinden sıyrılarak tekrar tanrı şekline döndü ve ona kendisini tanıttı. Horalar aceleyle Zeus ve Europa için bir yatak hazırladılar. Bu birleşmenin yapıldığı yere gölge saldığı için o günden beri çınar ağacı yapraklarını hiç dökmez. Kirid kralı Minos bu birlikteliğin sonucunda doğmuştur.

14/7/2008

HACI BEKTAŞ-I VELİ (1281 - 1338)

hacıbektasıveli


Doğum tarihi:  1281

Ölüm tarihi   :  1338


Gerçek ismi, Seyyid Muhammed bin İbrahim Ata olan , Hacı Bektaş-ı Veli Horasan'ın Nişabûr şehrinde 1281 senesinde doğdu.

İlk eğitimini Şeyh Lokman-ı Perende den aldı. Lokman-ı Perende, Yesevi'nin halifelerinden olup, zahir ve batın ilimlerinde derin bilgilere sahipti. Bektaş Veli Lokman-ı Perende'ninin gözdesiydi. Ve rivayetlere göre kendinde olağanüstü haller gerçekleşiyordu.

Hacı Bektaş-ı Veli, eğitimini tamamladıktan sonra Anadolu'ya geldi. Halka doğru yolu göstermeye başlayan ve kıymetli talebeler yetiştiren Hacı Bektaş-ı Veli, kısa zamanda tanınarak büyük rağbet gördü. Bu sırada Anadolu'da dini, iktisadi, askeri ve sosyal teşekkül olan ve kendisinin de bağlı olduğu "Ahilik Teşkilatı" ile büyük hizmetler yapan Hacı Bektaş-ı Veli ve talebeleri, Osmanlı sultanları tarafından da sevildi ve hürmet gördü.

Bu sıralarda kuruluş devrinde olan Osmanlı Devleti'nin sağlam temeller üzerine oturmasında büyük hizmetleri oldu. Sultan Orhan zamanında teşkil edilen Yeniçeri Ordusuna dua ederek, askerlerin sırtlarını sıvazladı. Böylece Hacı Bektaş-ı Veli'yi kendilerine manevi pir olarak kabul eden Yeniçeri Ordusu, manevi hayatını ve disiplinini ona bağladı. Hacı Bektaş-ı Veli, asırlarca Yeniçeriliğin piri, üstadı ve manevi hamisi olarak bilindi. Bu bağlılık ve muhabbet, Yeniçerilerin sulh zamanındaki talimleri ve harplerdeki gayret ve kahramanlıklarında çok müsbet neticeler verdi. Bütün bunlar, halk ile Yeniçeriler arasındaki yakınlığı kuvvetlendirdi.

Yeniçeriler, dervişler gibi cihad azmiyle dolu ve görülmemiş derecede kahraman ve fedakar oluşlarında, bu hadiseler müsbet tesirler gösterdi. Yeniçerilerin; "Allah, Allah! İllallah! Baş uryan, sine püryan, kılıç al kan. Bu meydanda nice başlar kesilir. Kahrımız, kılıcımız düşmana ziyan! Kulluğumuz padişaha ayan! Üçler, yediler, kırklar! Gülbang-i Muhammedi, Nûr-i Nebi, Kerem-i Ali... Pirimiz, sultanımız Hacı Bektaş-ı Veli..." diyerek savaşa başlamaları, bunun manidar bir ifadesidir.

Hacı Bektaş-ı Veli'nin Makalat adlı Arapça bir eseri vardır. 1338 senesinde vefat eden Hacı Bektaş-ı Veli'nin derslerini ve sohbetlerini takip ederek onun tarikatına bağlananlara, tasavvuftaki usûle uyularak "Bektaşi" denildi.

Makalat'ın asıl nüshaları tetkik edildiğinde, onun; İslam dinine sıkı sıkıya ve sağlam bir şekilde bağlı, İslamiyete uymayan davranışlara şiddetle karşı çıkar.

ÖĞÜT

Tarikatın, tasavvuf yolunun ilk makamı, bir alime canı gönülden bağlanıp, tövbe etmektir.

Tövbe, canı gönülden olan pişmanlıktır ve mutlaka yapılmalıdır.

Tövbe ederken gözyaşı dökmelidir.

Tövbeyi kabul edecek Allahü Tealadır.

Tövbe ettikten sonra O'na tevekkül etmelidir.

İkinci makamı, talebe olmaktır.

Üçüncü makamı, mücahede, nefse zor gelen, nefsin istemediği şeyleri yapmaktır.

Dördüncü makamı, hocaya hizmettir.

Beşinci makamı, korkudur.

Altıncı makamı, ümitli olmaktır.

Yedinci makamı, şevktir ve fakirliktir.


Marifetin birinci makamı edep, ikinci makamı, korkudur.

Üçüncü makamı, az yemektir.

Dördüncü makamı, sabır ve kanattır.

Beşinci Makamı, utanmaktır.

Altıncı makamı, cömertliktir.

Yedinci makamı, ilimdir.

Sekizinci makamı, marifettir.

Dokuzuncu makamı, kendi nefsini bilmektir."

MENKIBE

Hacı Bektaş-ı Veli, her gün gelip, şimdiki dergahının bulunduğu yere otururdu. Onu sevenler;

"Galiba Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri burada bir dergah bina edilmesini istiyor, o yüzden gelip buraya oturuyor"

dediler. Daha sonra Hacı Bektaş-ı Veli'nin hizmetini gören Sarı İsmail'e, Hacı Bektaş'ı sevenlerden biri, buraya bir dergah yaptırmaya niyet ettiğini söyledi. Sarı İsmail de, gelip durumu hocasına arz etti. Hacı Bektaş-ı Veli;

"Ona söyle. Bir usta getirsin. Biz istediğimiz büyüklükte bir daire çizelim. Ayrıca yeteri kadar taş getirtip, yonttursun, hazır etsin." dedi.

Sarı İsmail, bu durumu o şahsa bildirince, çok sevindi ve hemen bir mimar getirdi. Hacı Bektaş-ı Veli de kalkıp, mübarek eliyle şimdiki dergahın bulunduğu yeri çizdi. O mimar da, dergahın inşası için yetecek kadar taş getirtip yontturdu. Taşların yontulma işinin bittiği gecenin sabahı, herkes, dergahın yapılmış olduğunu gördü. Dergahı yaptıracak kimse, derhal Sarı İsmail'in yanına gelip;

"Ben bu binanın yaptırılması için usta getirdim, taş getirdim ve yaptırma sevabına kavuşmak istedim. Fakat her kimse bir gecede yaptırmış."

diyerek üzüntülerini belirtti. Sarı İsmail, durumu derhal hocası Hacı Bektaş-ı Veli'ye bildirdi. Bunun üzerine Hacı Bektaş-ı Veli;

"Ey İsmail! O beni sevene söyle, bu dergahı zahirden birisi gelip yaptırmadı. Allahü Tealanın izni ile bir anda yapıldı. Sevabı yine onun amel defterine yazılmıştır."

dedi. İsmail durumu derhal o kimseye bildirdi. O zat da Allahü Tealaya şükür secdesi yaptı.

11/7/2008

PROF. DR. TEVFİK SAĞLAM KİMDİR?




Doğum tarihi: 1882
Ölüm Tarihi:    1963
Doğum Yeri:    İstanbul

İstanbul Tabip Odası'nın ilk başkanı

Asıl ismi Ali Tevfik Salim'dir.
1882 İstanbul doğumlu. Dedesi Ömer Cemal Efendi; Adliye Nazırlığı'na kadar yükselmiş bir mülkiye memuru idi. Babası Osman Efendi ise din görevlisidir.

İlköğrenimini Sultanahmet'teki Nakilbent Okulu'nda tamamlayan Tevfik Sağlam; 1891 yılında Soğukçeşme Askeri Rüştiyesi'ne girmiştir.

1895'de Kuleli Askeri Tıp Okulu'na, ardından 1898'de Demirkapı'daki Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane'ye kaydolan Tevfik Sağlam; 1903 yılında Tabip Yüzbaşı rütbesiyle mezun olmuştur.

Bir yıl kadar Gülhane'de İç Hastalıkları Kliniği'nde çalışan Dr. Sağlam; 1906'da da Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane İç Hastalıkları öğretmen yardımcılığı sınavını kazanmıştır.
II: Abdulhamit zamanında Haydarpaşa'daki bina tamamlanınca; Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane ve Mülki Tıbbiye birleştirilerek Haydarpaşa Tıp Fakültesi oluşturulmuş ve Dr. Tevfik Sağlam da burada II: İç Hastalıkları Kliniği Laboratuvar Şefliği'ne getirilmiştir.
1912 yılında başlayan Balkan Savaşı'nda Selanik'de Sıhhiye Bölüğü, Hadımköy Sıhhiye Bölüğü ve Yassıviran Bölge Hastanesi'nde çalışmıştır.

Askerler arasında başlayan tifüs ve kolera salgını ile mücadele ederken tifüs hastalığına yakalanan Dr. Tevfik Sağlam; İstanbul'a gönderilmiş ve sonrasında İstanbul Tıp Fakültesi'ndeki görevine dönmüştür.

1914'de başlayan I. Dünya Savaşı'nda Tıp Fakültesi'ndeki görevinden istifa ederek Askeri Tıp Okulu'na geçmiş ve 1915'de 2. Ordu Başhekimliği'ne atanmıştır. Aynı yıl Erzurum'daki 3. Ordu'nun emrine verilen Dr. Tevfik Sağlam; burada Sıhhiye Başkanı olmuş, 1917'de ise Albay rütbesine yükselmiştir.

Dr. Tevfik Sağlam'ın askeri hekimlik ve idarecilik özellikleri örnek bir Sıhhiye Başkanı olmasını sağlamıştır.

Halk ve askerler I. Dünya Savaşı yıllarında tifüs ve kolera hastalıklarından kırılıyordu.
Tedavi ile uğraşan hekimler arasında da yaygın olan tifüs hastalığına karşı ilkel koşullarda Dr. Tevfik İsmail Gökçe ve arkadaşlarıyla aşı hazırlama girişimleri; dünya tıp literatürüne geçmiş bir başarı olarak anılmaktadır.

Dr. Tevfik Sağlam; bu çabaları ile tifüs salgınının ve ölümlerin yavaşlamasını sağlamıştır.
Bu girişimleri nedeniyle yakın bir arkadaşının "aşının insanlara zarar verdiği" suçlamasıyla karşılaşarak Nemrut Mustafa Paşa Divan-ı Harbi'ne ihbar edilmiş ve yargılanarak beraat etmiştir.

III: Ordu'da çalışırken hekimlere yönelik kurslar, konferanslar düzenleyen Dr. Sağlam; bu yıllara ait anılarını da "3. Ordu'da Sıhhi Hizmet" başlıklı kitabında 1959 yılında yayınladı.

1918 yılında yenilgiden sonra cepheden dönerek tekrar Tıp Fakültesi'nde çalışmaya başlayan Dr. Sağlam'ın buradaki görevi pek uzun sürmemiştir.

1919'da Samsun'a çıkarak bağımsızlık bayrağını açan Mustafa Kemal Atatürk'ün memleket çocuklarını kendi safında göreve çağırma davetine katılan Dr. Tevfik Sağlam; 3 Ocak 1921'de İnebolu yoluyla Ankara'ya ulaşmıştır.

Önce Milli Savunma Bakanlığı Ordular Sıhhiye Dairesi Başkanlığı'nda, ardından da Ankara Tıp Fakültesi'nin çekirdeği olan Cebeci Hastanesi'nde çalışan Dr. Sağlam; 1923 yılında da İzmir Hastanesi İç Hastalıkları Kliniği Şefliği'ne atanmıştır.

Aynı yıl Gülhane Hastanesi Dahiliye Kliniği Profesörlüğü'ne ve aynı hastanenin Başhekimliği'ne atanan Dr. Tevfik Sağlam; 1925 yılında I. Milli Türk Tıp Kongresi Düzenleme Kurul'unda Kongre Sekreteri olarak görev yapmıştır.

1927 yılında ikinci kez Milli Savunma Bakanlığı Ordular Sıhhiye Dairesi Başkanlığı görevine atanarak bu görevde General rütbesine yükselmiştir.

Dr. Tevfik Sağlam; 1929 yılında yeni kurulan İstanbul Tabip Odası'na Yönetim Kurulu Başkanı olarak seçilerek Oda'nın ilk Başkanı olmuştur.

1933 yılına kadar da İstanbul İl Genel Meclisi üyeliğini yürütmüştür.

1931 yılında Gureba Hastanesi'ne geçen Dr. Tevfik Sağlam; 1933 Üniversite Reformu'nun ardından da İ.Ü. Tıp Fakültesi III. Dahiliye Kliniği'nde öğretim üyesi ve fakülte dekanı olarak görev yapmıştır.

1934 yılında Milli Eğitim Bakanlığı ile ters düşerek bu görevlerinden ayrılan Dr. Tevfik Sağlam; 1936 yılında bu kez Haydarpaşa Numune Hastanesi Dahiliye Kliniği'ne geçerek meslek hayatını burada sürdürmüştür.

Dr. Tevfik Sağlam; Kızılay Hastabakıcı Hemşireler Yurdu Yönetim Kurulu Başkanlığı ve Sağlık Bakanlığı Yüksek Sağlık Şurası üyelikleri görevlerini de yürütmüştür.

1939 yılında Tıp Fakültesi Profesörler Kurulu'nun daveti ile üniversiteye tekrar dönerek III. Dahiliye Kliniği Başkanlığı'na atanan Prof. Dr. Tevfik Sağlam; emeklilik tarihi olan 27 Mayıs 1952 tarihine kadar üniversitede çalışmıştır.

Türkiye'de ilk kalp kateterizasyonu Dr. Tevfik Sağlam'ın başında olduğu III. Dahiliye Kliniği'nde yapılmıştır.

Karaciğer biyopsisi ve karaciğer dokusundan enzim çalışmaları dünya tıp literatüründe yerini almıştır.

1943 - 1946 yılları arasında İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü görevini sürdüren Dr. Tevfik Sağlam; bu dönemde çıkarılan ilk üniversite özerkliği ile ilgili yasanın da mimarlarından sayılmaktadır.

Rektörlük görevinden sonra mesleki yaşamını fakültede sürdüren Dr. Sağlam; Türkiye'de ilk kez bir Ftizyoloji Kürsüsünün (Akciğer Hastalıkları) açılmasına öncülük etmiştir.
Bu klinik sonradan Cerrahpaşa'ya taşınmış ve oldukça genişlemiştir.

Dr. Sağlam; Çapa'daki kliniğinin üstüne eşi Naile Sağlam'ın parasal desteği ile "Naile Sağlam Tüberküloz Enstitüsü"nü kurmuştur.

1952 yılında emekli olduktan sonra da kendini toplumun hizmetine adayan Dr. Tevfik Sağlam; verem savaşı, halkın sağlık eğitimi, hemşirelik mesleğinin sorunları gibi alanlarda uğraş verdi.

81 yıllık hayatına İstanbul Tabip Odası Başkanlığı, Hekimler Dostluk ve Yardımlaşma Cemiyeti'nin kuruculuğu, İstanbul Verem Savaş Derneği kuruculuğu, İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, Tıp Fakültesi Dekanlığı, Yüksek Sağlık Şurası Üyeliği, Milli Savunma Bakanlığı Ordular Sıhhiye Dairesi Başkanlığı, Gülhane Hastanesi Başhekimliği, Haydarpaşa Numune Hastanesi - Cebeci Hastanesi ve İzmir Hastanesi hekimlikleri görevlerini sığdıran Dr. Tevfik Sağlam; kendini toplumun sağlık sorunlarının çözümüne adayan bir öncü tıbbiyeli.